Ceviz Kabuğunu Dolduran Konular

Tarihe düşülen not

  • Anket

  • Son Tweetler

  • Kategoriler

  • Yararlı Linkler

Uludere Belgeseli / Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim…

Posted by Emi[R]ates™ Kasım 14, 2012

Posted in Duyurular, Türkiye Gündemi | Etiketler: , | Leave a Comment »

Gölgenin Gölgesi

Posted by Emi[R]ates™ Ekim 28, 2012

Bir şeyin olmasını veya olmamasını temennî ederiz. Bu durumda temennî etmiş olduğumuz o şey, henüz ne olmuştur, ne de olmamıştır. Olacaktır veya olmayacaktır; bizim yaptığımız sadece bir şeyin olmasını veya olmamasını temennî etmekten ibarettir.
Olumlu temennîler olduğu gibi, olumsuz temennîler de vardır; hayrı da temennî eden biziz, şerri de… Temennî’nin iyisi, kötüsü olmaz esasında; iyi ya da kötü olan, temennî edilen şeyin kendisidir. İyi şeyleri temennî ediyorsak, iyi temennîlerde, kötü şeyleri temennî ediyorsak, kötü temennîlerde bulunuyoruz demektir; dua ve beddua gibi yani.
Her ikisi de bir şeyin olmasını istemenin, bir şeyin gerçekleşmesini arzu etmenin bir şekli. Fakat iyi dikkat edilirse, bir şeyin olmamasını temenni etmek yokluğu; olmasını temennî etmek ise varlığı temennî etmektir; ilki kötü, ikincisi iyidir.
 
 
Temennî sözcüğünün genellikle “iyi temennî” anlamında kullanıldığı düşünülürse, niçin olumlu anlamının öne çıktığını anlamak da kabil olur sanırım. Nitekim İngilizce’de wishful thinking diyorlar; Türkçe karşılık olarak da sözümona “iyi niyet duyguları” veya “arzu dolu düşünceler” türünden belli-belirsiz mânâlar veriyorlar. Aslında hüsn-i kuruntu da denebilir, lâkin son tahlilde kastedilen temennîdir, köşeli zekâlarâ göreyse iyi temennî.
En iyisi mi biz varlığın esas itibariyle iyi, yokluğun ise kötü olduğunu aklımızdan çıkarmayalım.
Yokluk, varlığın olmama hâlidir; kötülük de iyiliğin olmama hâli; tıpkı hastalığın sağlığın olmama hâline denmesi gibi. Zevk ile elem de böyle değil mi? Elem nedir? Elbette zevkin (hazz ve lezzetin) olmaması, yani yokluğu.
Adımlarımızı yavaşlatalım ve bazı temennî cümlelerinin anlamını kavramaya çalışalım:
Benim var ama onun niye olsun!?
Bu cümlede dile gelen temennî, doğrudan kıskançlık hâlinin bir ifadesi. Çünkü temennî sahibi, kendisi için ‘var’ olanın, başkası için de ‘var’ olmasını istemiyor. Bir şeyi (varlığı) kendine hak görürken, başkasından esirgiyor. Kendisi için varlık, başkası için yokluk diliyor. “Ben istiyorum ama o istemesin!” diyen, istemenin kendisi için varlığını tasdik ederken, aynı isteği başkasından selb etmekle varlığı ondan esirgemiş olur.
Yağmurlu bir havada arabasıyla evine giden birinin yolda ıslanan insanları gördüğünde hissettiği tatmin duygusu, kıskançlık denilen hâlin bir neticesidir; adalet ve merhamet duygusundan yoksunluktur. Kıskançlık kısmak’tan gelir. Esirgemekten. Annenin yavrusunu kıskanması ve/veya esirgemesi, onu başkalarıyla paylaşmaktan kaçınması anlamına gelir.
Kıskançlık, hayatını zor kazananların, aynı zorluğu çekmeyen en yakınlarına karşı bile bu tür duygular hissettikleri, nefsin iyice büzüşmesinden, keçeleşmesinden kaynaklanır.
İlimde böyle temennîlere yer yoktur; zira ilim herkese yeter. Yetmediğini düşünenler, aslında şöyle demektedirler:
Benim yok ama onun da olmasın!
Bu cümlede dile gelen temennî, bir öncekinden biraz farklı; zira temennî sahibi, kendisi için ‘yok’ olanın, başkası için de ‘yok’ olmasını istiyor. Biz işbu hâle hased adını veriyoruz. Türkçesi, çekemezlik. Çoğunlukla kıskançlık’la karıştırılır. (Negation sorunu olanlar için çekememezlik.)
Hasetçi, kendisinin mahrum olduğu şeye bir başkasının sahip olmasını istemez; kendisi için yok olanın, başkası için var olmasına tahammül edemez. Başa beladır. Derdi bir ömür boyu sürer.
Burada durum tersine dönmüştür; yağmurlu bir havada arabasıyla evine giden birini görünce, yolda ıslanan kişinin, arabalı zâtın da kendisi gibi ıslanmasını arzu etmesi, hased duygusunun eseridir. Yoklukta eşitlik hissiyâtı, başkalarının sahip olduğu varlığın/varsıllığın sebeplerine yönelik eleştiriyle ilgili değildir; bilâkis varlığın başkasıyla irtibatıyla alâkalıdır.
Benim var ama onun da olsun!
Bu temennî cümlesi, umumiyetle kıskanma ve esirgeme duygularına yenik düşmemiş nefislerin tokluğuna delâlet eder. Cömertlik diyemiyoruz; zira cömertlik, kendi malından/mülkünden verenlere özgü bir hâldir. Meselâ aşevi önündeki kuyruktayken, kendi elinde olan dolu tencerenin, başkalarının elinde de olduğunu görünce nasıl ki bazı yoksulların gönlünü sevinç kaplıyorsa, varlığı paylaşmanın zevkine varmış olanların gönlü de kendilerinde ve kendileri için var olanın, başkalarında ve başkaları için de var olmasından sevinç duyar.
Bu hâl her zaman lütuf ve ikram duygusunun yüceliğinden kaynaklanmayabilir; varsılların önemli bir kısmında görülen böylesi zahirî tokluklar, acıma duygusunun veya gelecek endişesinin şekil değiştirmiş bir  hâlidir. Hakikî ve muteber formu biraz farklıdır. Şöyle ki:
Benim yok ama bari onun olsun!
Bu cümlede dile gelen temennî, kendisinde var olana istinaden başkaları için de varlık talebinde bulunmak değil, aksine kendisindeki yokluğa rağmen, hatta yokluğun rağmına başkaları için varlık talebinde bulunmaktır. Tabiatıyla hasedin tam da zıddıdır. “Onun var ya, varsın benim olmasın!” demenin bir şeklidir. Rıza makamının meyvelerindendir; yemesini bilene aşk olsun!
Onun var ama benim de olsun!
Bu istek, kişinin kendi hakkında da varlığı temennî etmesinden neşet eder; imrenme duygusunun eseridir ve gayet masumânedir. Çünkü yokluğa değil, varlığa çağrıdır. Binaenaleyh başkasında ve başkası için var olanın, kendisi için de var olmasını taleb etmek hem meşrû, hem makbuldür; heves etmek ise meşrûdur ve fakat makbul değildir. Temennî sahibinin daha önce kendisi için liyakat da temennî etmesi gerekir. Aksi takdirde imrenme kişinin kendisine zarar verir; başkasına ise zararı yoktur.
Varlık Hz. İnsan için vardır, tek tek insanlar ise varlıktan değişik derecelerde pay alırlar. O halde her insan teki, hakikati gereği her hakkı taleb etmekte haklıdır; hüviyeti içinse önce liyakat kesb etmeli, sonra liyakatının karşılığını taleb etmeli.
Ne var ki müsavatın hakikata nisbetle, adaletin ise hüviyete nisbetle tahakkuk etmiş olduğundan gaflet edenlerin miktarı, kuklaların miktarıncadır.
Onun yok ama yine de benim olsun!
Bu, bâtınan hayırlı bir temennînin ifadesi değildir, azimli ve gayretli olmanın eseriyse hiç değildir. Dünya ehli arasında sıkça rastlanan hırs, ihtiras ve tama(h)ın maskesidir. Cimrîliğin yeğenidir. Siyasetçilerin ve tüccarların gıdasıdır. Güya ulaşılamaza ulaşmak sanılan sanatımsının zehridir. Yeni ergenlerde rastlanılan bir tür uykudayken uyanıklık alâmetidir. Lâkin hep düşlenilen başka, ulaşılan çok daha başkadır.
Onun yok, o halde benim de olmasın!
Bu sonuncu temennîyi açıklamasız bırakıyoruz ama açıkta bırakmıyoruz. Sadece varlık çeşmesinden gelene kanaat edenlerin, halk arasında yok iken, Varlık’ın nûruna da, nârına da rıza verenler arasında var olduklarını hatırlatıyoruz.
Hayat bu, görünüşte bir varmış, bir yokmuş, hem varmış, hem yokmuş ve fakat hakikatte ne varmış, ne yokmuş.
O halde gölgenin gölgesi olmamıza izin ver ey YÂR!

Dücane Cündioğlu

Posted in Gerçekler, İlginç, İslami Yazılar | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

İsim Hakkı

Posted by Emi[R]ates™ Ekim 14, 2012

 

Uçakta önümde oturan kadın, kucağındaki çığlık çığlığa bebeğini yol boyunca teskin edemedi. Hâline üzüldüm. Etraftan of pof çekenlere kızdım. Kadıncağızı biraz rahatlatmak için “Delikanlının adı ne” diye sordum. Kadın “Cenk Efe” dedi. “Sen belayı kendi ellerinle çağırmışsın evladım” diye içimden geçirip yana döndüm. Musibeti kendi isteyene merhamet edilmez. Bir adı Cenk bir adı Efe olan bir çocuğun ciyak ciyak ağlaması ne ki. Uçağa zorunlu iniş yaptırmadığına şükretmeliyiz.
Çirkin bir Yusuf ya da aşırı yaramaz bir Halim, Selim gören oldu mu? Lütfen Sultan Selim diyip Ramazan Hoca’yı çürüttüğünüzü zannedip erken kutlamaya başlatmayınız. Bir kere onun ön adı Yavuz. Yavuz her türlü Selim’i döver. Şu anda Muhteşem Yüzyıl’da sekiz yaşlarında sarı kafalı bir oğlan olan II. Selim’e, sonra hayatı şiir yazarak geçmiş III. Selim’e bakınız.
Gözle görebildiğimizin dışında da bir gerçeklik olduğuna inanan biz iman sahipleri için bu tartışmasız bir gerçek. Ağzımızdan çıkan her kelime aynı zamanda duadır. Çocuğuna “Selim” diye seslenmek onun selim bir insan olması için dua etmektir.
İşin ruhlar boyutunu geçelim. Bir insana kırk defa deli dersen deli olur. Dört beş kişi birden bir adama “ya sen hasta mısın?” dese adam fenalık geçirebilir. Bir çocuğa kırk değil kırk milyon kere adı ile hitap edildiğini, dört beş kişi değil en az dört yüz beş yüz kişinin ismiyle çağırdığını düşünürsek ne demek istediğim daha iyi anlaşılır.
Kısacası, isimlerimiz bir şekilde ruh dünyamızı, karakterimizi, dolayısıyla tüm hayatımızı etkiliyor.
Çocuklarımız bizim bir hobimiz, bir eşyamız değil, Allah’ın bize emanetleridir. İsim vermek bir anne-baba fantezisi gerçekleştirme alanı olmamalı. Eylemde tanışan, eylemden doğuma giden çiftlerin tercihi, Eylem, Devrim gibi isimler ömür duvarına silinmez boya ile yazılmış sloganlar gibi. Devrimlerin, Evrimlerin İlahiyat Fakültesi’nde fıkıh profesörü olma ihtimali daha en başından engellenmiştir. Diğer taraftan; küffarın kanını akıtmadan şu dünyadan göçmemeye yeminli bir babanın opera sanatçısı oğlu Mücahit’in “Müco” kısaltmasıyla durumu kurtarmaktan başka çaresi kalmayacaktır.

Hep anne-baba haklarından söz edilir. Evlatların da anne-babaları üzerinde hakları var. Bu haklardan biri de anne-babanın çocuğa güzel bir isim koymasıdır. Anne-babaya öf bile demeyeceksin, adı Saddam, Yakarış, Özleyiş, Satılmış, Döndü olanlar hariç. Onlar “öffff” de diyebilir, “pöfff” de…
Yere düşmüş bir Arapça gazeteyi üç kere öpüp alnına koyup yüksek bir yere kaldıran, Arapçaya çevrilmiş Das Kapital görse heybeye koyup duvara asacak kadar konuya duyarlı halkımız için iyi isimin tanımı “Kuran’da geçiyor”dur.
Bir ismin iyi olması için Kuran’da geçmesi yeterli zannedilir.
Fonetiği kulağa hoş gelen bir bağlaç, bir zamir, bir edat olabilir.
Kuran-ı Kerim’in okunuşundaki ahenkli musikiden kaynaklı zengin prozede sayesinde bir kelimenin son, diğerinin ilk hecesinin birleştirilmesiyle manasız bir sözcük demeti bir Müslüman ismi olarak karşımıza çıkabilir. (İstiklal Marşı’ndaki “lardayüzen” gibi)
Kuran’da geçen ve “Üzerine” manasına gelen Aleyna mı, Kuran’da geçmeyen ama Allah’ın yarattığı en zarif çiçek olan Nilüfer mi ahrette anne-babasından hakkını isteyecek? Yorumu size kalmış.

Ramazan Rasim

Posted in CKD Haberler, İlginç | Etiketler: , , , , , | Leave a Comment »

Hakan Albayrak’ın Suriye izlenimleri

Posted by Emi[R]ates™ Ekim 6, 2012

Posted in Dünya Gündemi | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

AK Parti’nin yeni yol haritası

Posted by Emi[R]ates™ Eylül 30, 2012

AK Parti kongresinde dağıtılan metin, partinin bugüne dek yapamadığı ama yapmayı hedeflediği amaçlarını anlatıyor.

 

AK Parti Kongresi’nde basın mensuplarına “AK Parti” amblemi taşıyan zarflar içinde, iki sayfalık, 63 maddeden oluşan metin dağıtıldı.

Belge, Ak Parti ‘nin şimdiye kadar amaçlayıp da yapamadığı, ancak önümüzdeki dönemde yapmayı planladığı icraatin yol haritası niteliğinde. 63 madde arasında, “Anadilde kamu hizmetlerine erişim”, “kamu hizmetlerinde Kürtçe tercümanlık”, “Kadınların işgücüne katılımının yüzde 38’e çıkarılması”, “işsizliğin yüzde 5’e indirilmesi” “jandarmanın kolluk hizmeti sunan sivil bir yapıya dönüştürülmesi” gibi maddeler bulunuyor.

İŞTE AK PARTİ’NİN YENİ YOL HARİTASI

1- Partilerin kapatılmasının tamamen kaldırılması.

2- Parti kurulmasında kısıtlayıcı ve yasaklayıcı hükümler kaldırılacaktır.

3- Partilerde tek tipleştirici hükümlerin kaldırılması.

4- Parti kapatmalarına son verilmesi.

5- Partiye değil gerçek kişilere ceza verilmesi.

6-Siyasete katılmanın önündeki tüm engellerin kaldırılması.

7- Seçimlerle ilgili mevzuaatın topyekün gözden geçirilmesi.

8- Temsilde adaletin sağlanması için tedbirler alınması.

9- YSK’nın yeniden yapılandırılması.

10- Başkanlık, yarı başkanlık ve partili cumhurbaşkanı meselelerinin tartışılması.

11- Şartlar ne olursa olsun mutlaka yeni bir anayasanın ülkeye kazandırılması.

12- Dokunulmazlık meselesinin yeni anayasa çerçevesinde evrensel kriterlere göre yeniden düzenlenmesi.

13-Yargının hızlandırılması, yargılanma ve demokratikleşme bağlamında 4. Yargı Paketinin kanunlaştırılması.

14- Nefret suçu le ilgili düzenleme yapılması.

15- Yurt dışı teşkilatlarımıza adli müşavir atanması.

16- İhtisas mahkemelerinin sayı ve çeşidinin artırılması.

17- Yargılamada etkinlik ve şeffaflığı sağlamak için sesli ve görüntülü bilişim sisteminin hayata geçirilmesi.

18- Hafif suçlarda mahpusluğun istisnai hale getirilmesi.

19- Yargıtay ve Danıştay’ın iş yükünü azaltarak bu kurumların içtihat mahkemelerine dönüştürülmesi

20- Mahkum veya tutukluların eşleriyle biraraya gelmeleri.

21- Anadilde savunmanın sorun olmaktan çıkarılması

22- Anadilde kamu hizmetlerine erişim.

23- Bağımsız kolluk denetim merkezinin kurulması.

24-Kişisel verilerin korunmasına yönelik yasal düzenleme yapılması.

25-Ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik komisyonunun kurulması.

26-Darbelerin dayanağı olan mevzuatın ayıklanması.

27-İsmi darbelerle anılan şahısların isimlerinin kamu alanlarından kaldırılması.

28-Yargı birliğinin sağlanması.

29-Askeri okullardaki mürfedatın yenilenmesi.

30- Kürtçe tercümanlık (kamu hizmetlerinde)

31-Kamu hizmetlerinden yararlanmada her türlü etnik ayrımcılığa son verilmesi..

32-Mevzuatta etnik ayrımcılık algısı yaratan bütün hükümlerin ayıklanması

33- Hukuk içinde terörle etkin mücadeleye devam edilmeli

34- Güvenlik için özgürlükten taviz verilmemesi

35-Jandarmanın kolluk hizmeti sunan sivil bir yapıya dönüştürülmesi

36-Entegre sınır yönetimi sisteminin hayata geçirilmesi

37-İşsizliğin yüzde 5’e indirilmesi

38- Bölgelerarası gelişmişlik farkının kabul edilebilir düzeylere indirilmesi

39- Yoksulluğun yok edilmesi ve gelir dağılımındaki dengesizliğin asgariye indirilmesi

40- Kadınların işgücüne katılımının yüzde 38’e çıkarılması

41- Kamuya 15 bin engelli alınması

42- Kayıtdışı istihdamın yüzde 15’e düşürülmesi

43- İş ve Meslek Danışmanı sayısının kısa vadede 4 bine çıkarılması

44- Yeni bir kamu personel sistemi

45- Sosyal Güvenlik açığının GSYİH’nin yüzde 1’e düşürülmesi

46-Koruma ve bakım altındaki çocukların yüzde 50’sinin özel okullara gönderilmesi

47-Kamu hastane birliklerinin konulması

48-50 yaşın altındaki nüfusta yüzde 1000 okur-yazarlık oranına ulaşılması

49-Tüm genç nüfusun, asgari lise mezunu olması

50-İsteyen her lise mezununa üniversite

51-Ar-ge harcamalarında dünyada 1.ligde olunması

52-Bilgi ve teknoloji ihraç eden ülke

53-YÖK’ün koordinasyon kuruluna dönüşmesi

54- Yuva yıkan değil yuva yapan bi rkentsel dönüşüm

55- Yaşylı, engelli ve çocuk dostu yerleşim birimleri

56- Köylere imar

57-Nüfusunun 3’te ikisi büyükşehir belediyesi sınırlarında yaşayan bir Türkiye

58- Yeni bir köy kanunu

59- Yurt dışında en fazla temsilciliği olan 5. Ülke

60-AB hedefinden şaşmamak

61- Etkin ve aktif dış politikaya devam

62-Savunmada dışa bağımlılığı asgariye indirmiş bir Türkiye

63-Kuvvetlinin haklı olduğu tezine dayalı uluslararası sistemi sorgulamaya devam eden bir ülke

 

Ensonhaber

Posted in Türkiye Gündemi | Etiketler: , , , | Leave a Comment »