Ceviz Kabuğunu Dolduran Konular

Tarihe düşülen not

  • Anket

  • Son Tweetler

  • Kategoriler

  • Yararlı Linkler

İşkodra savunması ve Hasan Rıza Paşa…

Posted by Emi[R]ates™ Nisan 1, 2007

Berlin Kongresi (1878) ve ardından düzenlenen Londra Konferansına (1913) kadar Osmanlı yönetimindeki Balkan coğrafyasında hiçbir sorun yoktu. Ta ki, Rusya Balkan milletlerini isyana tahrik ve teşvik edinceye kadar…

Osmanlı-Rus Harbi (1877–1878) öncesinde Osmanlı Devleti’ne Karadağ ve Sırbistan’la anlaşma yapması çağrısı yapan Rus Çar’ı, sadece bir nahiye olan, Nikşik’i Karadağ’a verirse savaşı önleyebileceğini bildirmişti.

Karadağlılar ile yapılan sınır düzenlenmesi görüşmelerine Osmanlı temsilcisi olarak katılan Sadrazam İbrahim Edhem Paşa karşı tarafın Nikşik’i talep etmesine çok şiddetli bir tepki göstererek; “Daha neler! İsterseniz Edirne’yi de verelim” sözleriyle teklifi geri çevirir. Sadrazam İbrahim Edhem Paşa’nın yanıtı abartılı görünse de, bundan yüz yıl öncesine kadar Osmanlı Devleti için Arnavutluk sınırındaki bir köyle, Edirne’deki bir köy arasında hiçbir fark olmadığı düşünülecek olursa verilen tepki daha iyi anlaşılacaktır.

Osmanlı Devletinin Balkan topraklarına verdiği önemin en somut örneklerinden bir diğeri de Sırbistan, Bulgaristan, Yunanistan ve Karadağ’ın birlikte Osmanlı Devletine savaş ilan ettikleri Balkan Harbi’ndeki (8 Ekim 1912) cephelerden İşkodra’nın savunması esnasında yaşanmıştır.

Aram Andonyan, Balkan Savaşı isimli kitabının 277. sayfasında, İşkodrayı; “Bir gölün çevresinde, bir dizi kayalık tepeler ortasında kurulu bir şehir İşkodra. Ufak bir şehir; 30.000 nüfusu var. Nüfusun üçte ikisi Müslüman, üçte biri hristiyan. En basit kulübesi bile tahkimata benzer. Evleri, bahçelerini, kuyularını ve de haremini, çok defa üç beş metre yükseklikte duvarlar korur. Beş camisi var. Daracık sokaklarında küçük mezarlıklar çıkar karşınıza her adım başı” sözleriyle anlatıyor.

Arnavutluk’un kuzeyindeki İşkodra ve Arnavutluk’un güneyindeki Yanya şehirlerinin direnişi, Edirne’deki direnişten çok daha güçlüydü. Çünkü Osmanlı Devleti, İşkodra ve Yanya’yı Balkanlardaki son kaleler olarak görüyor ve İstanbul’un savunmasının İşkodra ve Yanya’dan başladığını biliyordu. Bu sebeple, aslen Kastamonu – Tosya’lı olan, Hasan Rıza Paşa son nefesini verinceye kadar şehri kahramanca savunmuştu.

24. Müstakil İşkodra Fırkası Kumandanı Miralay Hasan Rıza Bey, İşkodra savunmasını en iyi şekilde yapabilmek için müstahkem mevki kumandanlığını da eline almıştı. “İşkodra, Kral Nikola’nın arzu edeceği en uygun başkentti. Şehri almakla gölü ve civarındaki verimli toprakları da elde etmiş olacaktı.” [Sayfa 277] Bu sebeple Karadağ ordusu hemen tüm savaş gücünü bu şehrin çevresine yığmış ve kuzey, merkez ve güney olmak üzere üç yığınak grubuyla taarruza başlamıştı.

“İşkodra’da dehşet ve açlık kol geziyordu. Bir kilo ekmek bir mecidiyeye satılıyordu. O da, bulunursa tabi. Öte yandan, Karadağlıların şarapnelleri şehrin üstünde patlıyor, yangınlara sebep oluyor, sivil halkı öldürüyordu” [Sayfa 282] Hasan Rıza Paşa ve idaresindeki fırka tüm bu büyük sıkıntılara rağmen Karadağlıların taarruzlarını püskürtmeyi başarmıştı. Hasan Rıza Paşa, 3 Aralık ateşkesine kadar, Harbinin ilk aşamasında canla başla İşkodra’daki mevzilerin savunmasını temin etmişti. Bulgarlar önünde bütün Trakya; Rumeli’de Kumanova, Pirlepe ve Manastır’da peş peşe yenilgilerin ardından, Selanik düşman eline geçerken; İşkodra’daki direniş büyük bir inatla sürüyordu.

3 Aralık ateşkesinden bir hafta önce Sırplar bir tümenlerini de, ağır toplarla birlikte, İşkodra önlerine getirmişlerdi. Karadağlıları, Melisor [Hristiyan Arnavut] gönüllüleri de desteklemekteydi. Hasan Rıza Paşa’nın 30.000 kişiyi bulan şehir halkı ile 20.000 kişilik ordusu, her gün biraz daha yiyecek sıkıntısı çekerken, silahlarının mermisi azalıyordu. Buna karşılık düşman ordusu yeni gelenlerle kuvvetini arttırmaktaydı.

Karadağlı heyeti hükümdarları adına Rıza Paşa’ya “Direnmeniz hayranlık uyandırıyor. Fakat gayretleriniz faydasızdır. Açlığa ve iklimin sertliğine dayanamazsınız. Teslim olun. Kırkkilise ve Kumanovo’daki kardeşleriniz de teslim oldular” dediğinde Hasan Rıza Paşa şu cevabı verdi: “Bu kalede sahip benim. Ben sağ kaldıkça, Taraboş teslim olmayacaktır.” [Sayfa 285]

Hasan Rıza Paşa, Karadağlılar ve Sırplara karşı Arnavutları Osmanlılar tarafına çekmek için gayret sarf ediyordu. Ancak Arnavutlarla yapılacak antlaşmanın ayrıntılarını görüşmek üzere Esad Paşanın evine giderken, 30 Ocak 1913 günü akşamı tertiplenen bir suikast neticesinde silâhlı üç kişi tarafından vurularak şehid edildi. Bu suikast, bilahare Sultan İkinci Abdülhamit Hana hal’ini tebliğ edenler arasında bulunarak velinimetine hıyanet eden Esad Toptani adındaki eski Drac mebusu tarafından tertiplenmişti.

Richard C. Hall’ın, Balkan Savaşları isimli kitabının 121. sayfasında Hasan Rıza Paşa’nın şehid edilişini; “31 Ocak tarihinde savunmacılar yeni bir lidere sahip oldular çünkü önceki gece katiller yetenekli komutan Hasan Rıza Bey’i vurmuşlardı. Eski komutan yardımcısı Esad Paşa Toptani komutayı ele almıştı.

Anlaşıldığı kadarıyla, yeni Arnavut devletinin liderliğine heveslenen Esad Paşa Toptani komutanının öldürülmesine ön ayak olmuştu” sözleriyle yorumluyordu.

İşkodra kahramanı Hasan Rıza Paşa, düşmana teslim olmayıp, kendisine verilen vazifeyi canı pahasına yürüttü. Hasan Rıza Paşa, “Ölmeden önce, Esad Paşa’dan ve diğer subaylardan, İşkodra’yı teslim etmemeleri ve kanlarının son damlasına kadar dövüşmeleri için yalvarmıştı.” [Balkan Savaşı, Sayfa 294] İşkodra savunmasındaki hizmetine mükâfat olarak Mirlivalığa yükseltilmesi için padişah iradesi çıktı. Ne yazık ki terfiinden haberi olamadı.

Hasan Rıza Paşanın şahadetinden sonra da İşkodra savunması devam etti. Ancak Hasan Rıza Paşa’nın öldüğü haberi düşman tarafından da duyulmuş ve 8 Şubat günü Karadağ ve Sırp kuvvetleri büyük bir taarruza girişmişlerdi. Üç gün arka arkaya süren bu saldırı, komutayı eline alan Arnavut Esat Paşa tarafından başarı ile geçiştirilmiş ve elden çıkan bazı mevziler, göğüs göğse çarpışmalar sonunda, süngü hücumlarıyla geri alınmıştı. Savunma sürüyordu ancak nereye kadar? Türk tabyalarının çoğu korkunç topçu bombardımanı altında harap olmuştu. Halk ve asker arasında çoktan açlık başlamış, öldürücü hastalıklar önlenemez bir hal almıştı. Neticede “üç güren süren görüşmelerden sonra, Esad Paşa Toptani 22 Nisan’da Karadağlılara teslim oldu.” [Sayfa 125] İşkodra, 26 Mart 1913’te düşen, Edirne’den yaklaşık bir ay sonra Karadağlıların eline geçti.

Ancak “Karadağlılar İşkodra’da iki yenilgi yaşadılar. Sırp yardımını kabul ederek askeri başarısızlıklarını sergilediler. Çok sayıda asker ve malzeme yitirdikten sonra İşkodra’ya girmeleri de Karadağlılara hiçbir şey kazandırmadı. Kral Nikola’nın rüşvet/borç olarak aldığı para, yitirdiği şeref ve prestiji karşılamadı.” [Sayfa 126]

Osmanlı’nın dört asırdan daha uzun süre yönettiği Balkan coğrafyasından zorunlu ayrılışı, stratejik bir bölgenin kaybedilmesinin, siyasi ve idari sonuçlarının yanında, Balkanlar’daki en büyük sosyolojik değişimin de yolunu açtı. Osmanlı devrinin son yıllarında İşkodra’da 1500 dükkân, 1 Kapalıçarşı, 1 bedesten, 40 kadar cami, 2 medrese, 1 ortaokul ve 1 kütüphane vardı. Osmanlı Devleti yönetimi süresince İşkodra’da mevcut bu birçok yapının onarımını gerçekleştirmiştir. Hıristiyanlar içinde, kilise okul ve benzeri yapıların onarım veya yenilenmesine de izin verilmiştir.

Gelin görün ki, bugün İşkodra’da her şey tersine dönmüş bulunuyor. İşkodra’da İtalyanlar başta olmak üzere Katolik ülkelerin misyonerlik faaliyetleri son derece yoğun. İşkodra şehir merkezinde Müslümanların Büyük Ebubekir Camii olmasına karşılık; iki büyük kilise, üç İtalyan Katolik okul, on civarında misyoner eğitim merkezi bulunuyor.

Nobel ödülü de alan meşhur Rahibe Teresa’nın Arnavut asıllı olması Vatikan’ın Arnavutlar üzerinde özel çalışmalar yapmasına yol açmış. Kuzeyin İtalyan nüfuz ve hâkimiyet sahasına girmesi dolayısıyla İşkodra, Arnavutluk’ta İtalya ve Vatikan’ın bir ileri karakolu haline getirmiş. “Caritas” isimli İtalyan misyonerlik kuruluşu kuzey Arnavutluk’ta Katolik-İtalyan tesirinin artması için yoğun çalışmalar devam ediyor.

Bütün bunlara karşılık Osmanlı Arnavutlarından Sünni-İslam kültürünün mümessillerinden sadece İşkodra Müftü Sabri Koçi kalmış. İşkodra’daki İskenderiye ve Kurşunlu Camilerinin bakımlarının tam anlamıyla yapılmaması da, yüzlerce yıl İslam’ın hüküm sürdüğü bu coğrafyanın asıl bugünlerde düşmek üzere olduğunun açık işareti olsa gerek.

(Ayhan Demir – M. Gazete)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: