Ceviz Kabuğunu Dolduran Konular

Tarihe düşülen not

  • Anket

  • Son Tweetler

  • Kategoriler

  • Yararlı Linkler

Nükleerde ABD’yle önceden anlaşmışız ama

Posted by Emi[R]ates™ Haziran 10, 2008

Yeni Şafak yazarı İbrahim Karagül, Türkiye ile ABD arasında nükleer enerji antlaşmasını konuştuğumuz röportajımızda ilginç tespitlerde bulunuyor: Gıda krizinin arkasında kimler var? Türkiye neden nükleerleniyor? İşte küresel finans ile savaş lobisi arasında sıkıştığımızın tablosu…

 

ABD-TR nükleer barış antlaşmasında uzlaşmaya varıldı. Buna göre nükleer teknoloji, hammadde ve reaktör geliştirme konularında işbirliği yapılacak. Bu sadece İran’a karşı Türkiye’yi yanına çekmeyi içermiyor değil mi?

Daha önce Türkiye nükleer enerji çalışmalarını bağımsız yapacağına dair bir takım projeler vardı. Bu çalışmalarda bu vurgu vardı. Bu sevindirici bir şeydi: Nükleer teknolojinin bağımsızlaşması anlamına geliyordu. Fakat bir süre sonra TBMM’de ilginç bir yasa geçti. Bu önceki durumdaki bağımsızlığı ortadan kaldıran bir yasaydı. Nükleer teknolojide Amerika’yla işbirliği geliştiren uluslar arası bir sözleşme. Amerikan anlaşmasının onayı için TBMM’ye başvuruldu ve sessiz sedasız geçti. Bu anlaşma, uranyum zenginleştirme konusunda Amerika’yla işbirliği öngörüyordu. Şimdi Ali Babacan’ın Amerika’yla nükleer işbirliği projesi hikâyesinin aslında özeti bu…

Yani daha önceden de yapılmış bir anlaşma var?..

Türkiye nükleer teknolojiye geçmek istiyor, bunun da altyapısını hazırlıyor ve ABD ile de bu hususta işbirliği yapıyor. Olayın genel özeti bu. Ancak bölgesel nitelik farklı. Orta Doğu’da İran dışında 13 tane ülke nükleer teknolojiye geçme konusundaki niyetlerini açıkça beyan etmişlerdi: Cezayir, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan vs… Bir sürü ülke var. Yani bölgedeki hemen her ülke nükleer teknolojiye yatırım yapacağını resmen açıkladı. Gariptir Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin son Orta Doğu ziyareti, büyük oranda bu amaca yönelikti: Bölge ülkelerine nükleer enerji transfer etme amaçlıydı. Bunun çok ciddi bir ekonomik geliri var. Buna ilişkin ikili görüşmeler yaptı. ABD’de bu süreci destekliyor. Bölgedeki Ülkelerin nükleer çalışmalarına destek veriyor.

Fransa’nın ve ABD’nin elinde daha güçlü bir silah mı var ki gidip tehdit olarak algıladığı bölgeye nükleer teknoloji gibi oldukça tehlikeli bir teknoloji transfer etmeye çalışıyor?

Bunu çok fazla boyutlarıyla irdelememiz lazım. Mesela Libya’nın nükleer silahlanma çalışması Batı’nın yoğun baskıları sonucu tamamen tasfiye edilmiştir. İran’ınki tasfiye edilmeye çalışılıyordu ama edilemedi. Bölgede bazı ülkelerin bu konuda töhmet altında olduklarını biliyoruz. İlk dönemler Müslüman bir ülkenin yani İran’ın nükleer teknolojiye sahip olmasına karşı çıkıyorlardı. İran’ı tasfiye edemeyince –şimdi İran’la bağlantı ortaya çıkıyor- bölgedeki diğer ülkeleri cesaretlendirmeye başladılar. Birleşik Arap Emirlikleri’nin nükleer enerjiye hiçbir ihtiyacı yoktur. Son derece tehlikeli ve bu Batı’nın desteğiyle yapılabiliyor. Cezayir’i anlıyoruz, Suudi Arabistan’ı anlıyoruz ama bölgedeki çok ülkeler de –Libya mesela- yeniden nükleer teknolojiye geçiş yapmaya başlıyor ve bu İran karşısında bir denge unsuru yaratıyor.

Peki, bu işin risklerini düşünmüyorlar mı, özellikle kendileri açısından?

Uzun vadeli risklerini düşünüyor olmaları lazım…  biz düşündüğümüze göre. Çünkü kendileri için, İsrail için çok tehlikeli olacak bu gidiş.

Kendilerinin istemedikleri siyasi hareketler iktidara gelirse…

Şimdi Amerikan müttefiki bu ülkeler ama 10 yıl sonra yine müttefik olup olmayacaklarını kimse garanti edemez. O zaman farklı bir durum ortaya çıkacak.

Türkiye’nin buradaki yaklaşımına gelirsek?

Türkiye bu bölgedeki 13 ülkeye nükleer enerji transferi yapmayı yeni bir yatırım olarak görmeye başladı. Hatta uranyum zenginleştirmenin Türkiye’de yapılacağı ve bu ülkelerde yapılacak santrallerin Türkiye’den gönderileceğine dair tartışmalar var. Muhtemelen Rusya ve Fransa da aktif olarak devreye girecek. Türkiye ve Amerika bölgeyi nükleer teknoloji ve malzeme olarak destekleme konusunda bir işbirliği yapıyorlar şu anda. Bu aşamada enerji anlamında, santral anlamında silah boyutu tartışılmıyor. Türkiye’nin bu konudaki çalışmalarını ayrıca dillendirmek lazım…

Türkiye nasıl bir yöntem izliyor peki?

Türkiye nükleer teknolojiye geçme konusunda uluslararası toplumla işbirliğine içersine geçme yöntemini kullandı; BM ile ve özellikle Atom Enerjisi Ajansı ile yakın işbirliği içine girdi. Daha sonra ABD ile böyle bir işbirliğine girdi. İlerde Türkiye bağımsız teknoloji geliştirirse, Türkiye’ye yönelik uluslararası baskılar başlayabilir mi diye tartışmalar sürüyor. Batı’da da buna ilişkin tartışmalar yapılıyor. Türkiye’ye ilerde İran benzeri olmasa da bir baskı sürecinin başlayabileceğine dair bir tartışma var.

Kraliçe’nin ziyaretiyle Türkiye’nin küresel arenada ABD’nin önüne geçmek isteyen İngiltere’ye yakınlaştığı yorumları yapıldı. Bunu ABD ile nükleer ittifakı beraber düşündüğümüzde Türkiye ikisi arasında gidip geliyor mu?

Devletin uluslararası ilişkiler bağlamında Anglo-Sakson ekolü tercih etmiştir. Kıta Avrupa’sı değil de, İngiliz- Amerikan eksenindedir.

Bu ikisi arasında bir ayrışma olduğu zaman tercihi ne olur?

Bu ikisi arasında şuanda belirgin bir ayrışma yok. Ama küresel finansla savaş-petrol-silah lobisi bir ayrışmanın olduğuna dair bir tartışma var. Finans sistemini büyük ölçüde İngiltere’nin elinde tuttuğu, küresel finans lobisinin başka bir küresel sistem kurmak istediği yönünde yorumlar var fakat çok net değil. Türkiye’nin İngiltere ile daha aktif bir işbirliğine gireceği de eğilimi seziliyor fakat çok belirgin değil.

Peki küresel finans ile savaş-petrol lobileri arasında hegemonya savaşını düşündüğümüzde rüzgar enerjisine yatırımlar da yapılıyor. General Electric, Fiba ve Alarko Holding geçen hafta bu yönde açıklama bulundular. Bu orada bir yere oturuyor mu?

Türkiye enerjide büyük bir çıkış yapmaya çalışıyor.

Tüm kanalları kullanmaya mı çalışıyor?

Tüm kanalları kullanmaya çalışıyor. Kendi kaynaklarını, kömürlerini, madenlerini, yeraltı kaynaklarını yeniden keşfediyor; İran’la, Rusya’yla, Azerbaycan’la işbirliği yapıyor. Geçiş yollarına hakim olmak istiyor. Türkiye enerjide dünyada vazgeçilmez bir oyun kurucu olmak için çabalıyor. Son yıllarda bu yönde atılımlar yapıyor. Suyun stratejik bir kart olarak kullanılması gerektiğini düşünüyor.

Bu noktanın küresel finansla ilişkisi nedir?

Finans sistemi büyük bir çöküş içerisinde. Küresel sermayeyi yönlendirenler ciddi bir sıkıntı içerisindeler. Büyük banka ve finans kuruluşları kapatmanın eşiğindeler. Petrol ve savaş lobisinin yaptığına benzer bir operasyona giriştiler. Önce bunu petrol ve enerji üzerinden yaptılar bunu. Petrol borsasında spekülasyonlar başladı. Ardından bankalar madenlere yatırım yaptılar, yoğun bir şekilde.

Gıda fiyatlarındaki artışın arka planı bu mu?

Evet, bir sonraki aşamada gıdaya yüklendiler. Gıda fiyatlarındaki artışlar kağıt spekülasyonlarından kaynaklanıyor. Bu bankalar Latin Amerika’da, Afrika’da tarım arazilerini kapatıyorlar. Yakın dönemde su üzerinde benzer bir kriz bekleniyor. Buradan hareketle 2.dünya savaşı sonrası oluşan finans sistemi çöktü, yeni bir sistem kurabilecekler mi, bunun tartışması yapılıyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: