Ceviz Kabuğunu Dolduran Konular

Tarihe düşülen not

  • Anket

  • Son Tweetler

  • Kategoriler

  • Yararlı Linkler

Tevhidi bozan çizgi kahramanlar!

Posted by Emi[R]ates™ Haziran 21, 2008

Kuveytli psikolog Mutava, Allah’ın 99 ismini resmeden ve her biri bir süper kahraman olan karakterler kurguladı. Fakat Mutava bu çalışmasına başlarken hiçbir alime danışmamış. O yorulmasın diye biz Prof Dr Salim Öğüt’e danıştık.

 

Hürriyet’in haberine göre bu doksan dokuz çizgi kahramandan bazıları şunlar:

Amira Khan: Ünvanı her şeyden haberdar olan, her şeyin iç yüzünü ve gizli tarafını bilen anlamına gelen Allah’ın Habir isminden geliyor. Amira, Habir isminin gönderme yaptığı vasıflara sahip dişi bir kahraman.    

Blair Davis: Ünvanı, her şeyi görüp gözeten, bütün varlıklar üstünde gözcü olan anlamına gelen Allah’ın Rakip sıfatından geliyor. Bair yüzlerce metre öteden bile insanların kalp atışlarını duyabiliyor.

Ve bu liste 99 ismi de kapsayacak şekilde devam ediyor.

İyibilgi Allah’ın güzel isimlerini çizgi film haline getirerek tevhidi bozmaya niyetlenen zihniyeti Prof. Dr. Salim Öğüt’e sordu:

Allah’ın 99 isminin çizgi karakter haline getirilmesi caiz midir?

Değildir! Çünkü, her şeyden önce bir çok ayet-i kerimeye birebir ters düşüyor böyle bir çalışma. Mesela ilk aklıma gelenleri söyleyeyim: ‘Bilmediğin şeyin peşine düşme’ diyor Allah; kuluna böyle emrediyor. Bu, insanın bilmediği bir konunun peşine düşmesi demektir. Bilmediği konu derken şunu kastediyorum: Allah’ın zatı idrak edilemez. Burada Allah’ın zatını idrak etme iddiası var. Yani onu cisimlendirme, şahıslandırma durumu var. Hâlbuki biz Allah’ın sıfatları üzerinde düşünürüz; zatı üzerinde düşünmekten, hele hele daha ileri gidip konuşmaktan ve yazmaktan kesinlikle men edildik. Sıfatları da mücerrettir; onu da Allah’ın bildirdiği şekilde öğrenir ve öğrendiğimiz istikamette düşünürüz.  

Bir diğer ayeti kerimede ‘Gözler, bakışlar onu idrak edemez, algılayamaz’ buyuruyor yüce Allah. Bu arkadaş bunu algılama iddiasıyla yola çıkmış. Ama âlimlerimiz Allah’ın zatı hakkında düşünmeyin, sıfatları hakkında düşünün demişlerdir; zatı hakkında düşünmek kusurdur. Çünkü Ziya Paşa’nın da söylediği gibi ‘İdrak-i meali bu küçük akla gerekmez zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez’ yani insanın, kaldıramayacağı yükü yüklenmemesi gerekir. Allah’ın zatı hakkında düşünmek de bu kabildendir. İnsan gibi fani, yani sonlu ve sınırlı bir varlık, Allah (c.c.) gibi Bakî, yani sonsuz ve sınırsız olanı idrak edemez.

Diğer taraftan bu çalışmada Allah’ı sonlu, sınırlı varlıklarla ifadelendirme gibi bir çaba var ki bundan nasıl bir medet umar bir insan, bunu anlamak çok güç. 2 metre boyunda da olsa bir insanı Allah’ın celalini temsil için kullanabilir misiniz? Özellikle çocuklara hitap ettiği söylenen böyle bir çalışmadan, bir psikolog nasıl sağlıklı sonuçlar bekler; anlayabilmiş değilim.  Allah’ın kudretiyle insanın kudretini kıyaslamak mümkün mü hiç?

Karakterlerin kurgulayıcısı olan Naif El-Mutava çalışmasına başlarken hiçbir Müslüman âlimden görüş almadığını çünkü ‘sınırlı sayıda kişinin dinimizi nasıl icra edeceğimizi söylemesine izin vermediğini’ söylemiş. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Kendisi de psikolog olan bir ilim adamından böyle ifadeler duymak beni çok hayal kırıklığına sevkediyor, hatta gücendiriyor.   Öncelikle bu adam ‘sınırlı sayıda’ diyerek ilim adamlarını küçümsüyor. Halbuki bir ilim adamı öncelikle uzmanlığa saygı diye bir şeyin olduğunu bilmelidir. Meseleyi Mutava’nın ortaya koyduğu şekliyle ortaya koyarsak kimsenin kimseye saygı duymaması, herkesin her aklına geleni düşünce diye, bilgi diye sunması gerekir. ‘sınırlı sayıda olmak’ bir kusur değildir. Her alanın uzmanı ‘sınırlı sayıda insanlardır.’  ve biz de bunlara saygı duymak zorundayız. Çünkü ilim, alimler elinde vücut bulur ve gelişir. Alimin olmadığı hiçbir yerde ilimden söz edilemez.  Problemlerimizi danışacağımız alimlerin bulunmadığı bir dünyada ben yaşamak istemem! O yaşamak ister mi bilmiyorum! Nasıl çirkin bir ifade böyle! Kendi alanına dair bir müdahale olsa hemen itiraz edecek ve karşısındakine ‘senin uzmanlık alanın ne?’ diye soracak bir kişinin, başka alanla karşı bu kadar saygısız ve pervasız davranması kabul edilebilir bir durum değildir.

Mutava ayrıca ‘aktif şekilde katılabileceğim bir İslam benim İslam’ım olabilir’ diyor. Dine aktif bir şekilde katılmak onu keyfi bir şekilde yorumlamak mı demektir?

Bu post-modern düşüncedir; çok çirkin ve çok yanlış bir düşüncedir! Din demek nas demektir; din demek Kur’an demektir; din demek hadis demektir. Eğer ondan başka bir şey demekse o din başka bir din demektir. İslam’ın çok açık bir biçimde iki temel kaynağı vardır: Kur’an ve Sünnet. Zaten İslam’ı yozlaştırmak, kendi basit dünyalarına indirgemek isteyen ama bunu bir türlü de başaramayan insanları kudurtan ve çıldırtan nokta da budur.

Şayet İslam’dan bahsediliyorsa, ondan bahseden insanın mutlaka Kur’an’dan ya da Sünnet’ten delil getirmesi lazımdır. Bunlar olmadan konuşan herkes hurafeden söz etmektedir. Dinden bahsediyorsak delil şarttır. Yoksa ortada söylenen her söz hurafedir, hezeyandır. Dolaysıyla bu arkadaşın bu ifadesi de baştan sona hurafedir.       

İslam dini Allah’la nasıl bir ilişki kurulmasını öngörüyor?

Dinin özünde Allah’ı tenzih ve takdis vardır. Allah’ın bütün noksan sıfatlardan münezzeh, bütün kemal sıfatlarla muttasıf olduğu noktasını kaçırırsak ortada din diye bir şey kalmaz. Biz bu dini Allah öyle emretti diye yaşıyoruz. Ve Allah’ın da çok yüce olduğuna iman ediyoruz. Allah’ın kutsallığına bir halel gelirse dinin kutsallığı da elden gider. Şimdi bu çalışmada Allah’ın kutsallığına halel getirilmektedir.

Moda öyle gerektirdiği için öyle giyinen, yetiştiği çevrenin ve kültürün her türlü boyasına boyanmış ve dolayısıyla baştan sona kusurlu olan insanları, haşa Allah’ın sıfatları diye gündeme sokarsanız burada tenzih diye hiçbir şey kalmaz. Bu resimler ve bu anlatılar doğrudan doğruya Allah’ın tenzihine tecavüzdür.

Sadece namazı düşünmek bile Allah’ı tenzih ve takdis etmenin dinimiz açısından ne kadar önemli olduğunun anlaşılması için yeterlidir. Tekbirler, tesbihler, tahmidler hepsi Allah’ı takdis ve tenzih anlamına gelmektedir: Allah-u ekber demek Allah en yücedir diyerek takdis etmek, onu yüce olmamaktan tenzih etmek ve aynı zamanda onun dışında büyük ve yüce iddiasında olan her şeyi de reddetmek demektir. Namaz boyunca zikrettiğimiz bütün ifadeler de hep aynı minvaldedir.

Bütün bunları idrak etmiş bir zihinden böyle bir anlayışın, böyle bir hurafenin sadır olması mümkün değildir.

Diğer taraftan bu karakterler kendi aralarında belli çatışmalar da yaşıyorlarmış. Bu da tevhid inancının bozulmasına delalet etmez mi?

Allah’ın sıfatları nasıl çatışır?! Bizim bildiğimiz Rabbimizin hiçbir sıfatında çatışma yoktur. Allah gazabı hak eden kuluna gazap eder, rahmeti hak eden kuluna rahmet eder. Adaletin gereği de budur. Nasıl çatışma olur!

Hulasa siz bu çalışmada bir iyi niyet göremiyorsunuz değil mi?

Hiçbir iyi niyet işareti göremiyorum. En kıytırık konularda bile uzmanlara danışmanın herkes tarafından tavsiye ve takdir edildiği bir dünyada Allah’ın zatı gibi çok önemli bir meselede sınırlı sayıda insana itibar etmedim diyerek kendi kafasına göre hüküm çıkartıp iş yapmak kötü niyetin dik alasıdır.

***

Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğretim üyesi olan Prof. Dr. Salim Öğüt İslam Hukuku konusunda uzmandır. Çok sayıda akademik çalışması bulunan Öğüt, ‘Modern Düşüncenin Kur’an Anlayışı’ kitabının da müellifidir.    

Reklamlar

Bir Yanıt to “Tevhidi bozan çizgi kahramanlar!”

  1. Tevhidi said

    Allah razı olsun inş.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: