Ceviz Kabuğunu Dolduran Konular

Tarihe düşülen not

  • Anket

  • Son Tweetler

  • Kategoriler

  • Yararlı Linkler

Miadını dolduran proje: Köy Enstitüleri

Posted by Emi[R]ates™ Ağustos 17, 2010

köy enstitüleri

Köy Enstitüleri manga disiplinini telkin eden, kutsal devlet bekçiliğine şartlandıran, hakları sorumlulukların yerine getirilmesine bağlayan, hakların üstünü sorumlulukların ise altını çizen kültürü belletiyordu

Köy Enstitüleri, geleneksel solcularla ulusalcıların ortak aşkıdır. Dönemin koşulları açısından değerlendirdiğimizde ise amacına ulaşmış bir başarı öyküsüdür.

Cumhuriyetin Alperen Dervişi: Eğitmen

Köy Enstitülerinin kuruluş amacı, Cumhuriyet devrimlerini köylere ulaştıracak eğitmen yetiştirmektir. Kurucusu Hasan Ali Yücel’e göre, buradan yetişecek eğitmenler, geleneksel kanaat önderi imamın yerini alacaktır. Ancak bunu, yalnızca kuru propagandayla değil, aynı zamanda köylünün maddi ihtiyaçlarını karşılamasında öncülük yaparak gerçekleştirecektir. Cumhuriyet devrimlerini ülkenin en ücra köşelerine ulaştırma amacı, konjonktür gereği, Kemalizm’in solculaştırılmasıyla içerik ve yön değiştiriyor. Bunun üzerine İsmet İnönü, öncesinde iftiharla sahiplendiği Enstitüleri, Sovyet nüfuzunun yaygınlaşmasından duyduğu kaygıyla, kapattırıyor.

Maocu Sosyalizmin Simgesi Köy Enstitüleri

1960’ların sosyalist rüzgârı ve özel olarak onun köylü kolu Maoculuk, Köy Enstitülerini, Türkiye’de sosyalizmin simgesi haline getiriyor. Kemalistleri sola, sosyalist solu ise ulusalcılığa eklemleştiren bu sürecin ortak paydası Köy Enstitüleridir. Enstitülerin arkasından birlikte ağlaşmalarının nedeni budur: Can Dündar’ın ifadesiyle “Köy Enstitüleri, yarım kalmış bir mucizenin, bir büyük hayal kırıklığının hikâyesi(dir).”
Köy Enstitüleri, sosyalizmin Avrupa’daki romantik mikro uygulamalarına çok benzer. Enstitü mülkiyetinde araziler, devletin verdiği araç gereç ve damızlık hayvanlar. Öğrenci, öğretmen ve köylülerin imece usulüyle inşa ettiği hizmet binaları ve yurtlar. Sabah marşlarla kalkılıyor, kız erkek birlikte memleket Türküleri söyleniyor, birlikte halay çekiliyor ve spor yapılıyor. Ekmeğin pişirilmesi, yemek ve diğer ihtiyaçların kotarılması bizzat öğrenciler tarafından gerçekleştiriliyor. Bütün bu komünsel etkinlikler doğal olarak kolektif bir kimlik yaratıyor. Sosyalistlerin Köy Enstitülerine ağıt yakmaları boşuna değildir.
Öte yandan Türkiye, halkın yüzde sekseninin köylerde yaşadığı, okuma yazma oranının yüzde yirmilerde seyrettiği izbe bir ülke olmaktan çıkmış, dünyaya 100 milyar dolarlık mamul mal satan ülke haline gelmiştir. Artık, AB kriterlerini, çok kültürlülüğü ve küreselleşmeyi tartışıyoruz. Belki Köy Enstitüleri, günümüz eğitim sorunlarını anlamak ve hatta çözmek için model olarak düşünülebilir.

Köy Enstitüsü Eğitim Modeli

Köy Enstitüsünün eğitim sloganı “yaparak yaşayarak” öğrenmedir. O günün terimiyle: “iş için, iş içinde eğitim”. Teorik dersler, eğitim programının yarısını geçmiyor. Teorik derslerin önemli kısmı da resim, müzik ve gezi gibi kültürel ve sportif derslerdir. Programın diğer yarısı ise teknik ve tarım becerilerinin kazanılmasına yönelik uygulamalı derslerden oluşuyor. Bir yandan çağdaş bilimin teorik birikimleri aktarılıyor, bir yandan günlük hayat için lazım olan beceriler kazandırılıyor. Diğer yandan grupsal etkinliklerle bir vatandaşın sahip olması gereken hak ve sorumluluklar öğretiliyor. Bir müzik enstrümanı çalabilmek, ulusal oyun ve Türküleri bilmek, yılda 26 klasik eser okumak standart sorumluluklar arasındadır. Böylelikle, mezun olan eğitmenler hem el ve sosyal becerileri gelişmiş yararlı bir birey, hem de kültürlü bir halk insanı oluyor. Günümüz Türkiyesinde öğretmen adayları ve diğer öğrencilerin yalnızca teorik bilgileri ezberlediği, bunların dışında kendisine ve topluma faydalı bir şey öğrenmediği düşünüldüğünde Köy Enstitülerini rahmetle anmak bir vecibe haline geliyor.
Günümüzde gerek öğretmen yetiştiren fakülteler gerekse ilköğretim ve liseler bütün eğitim etkinliğini ezber ölçer test sınavlarına endekslemiştir. Her şeyi bilişsel ezbere odaklayan sistem, gençlerimizin yüzündeki mutluluğu, doğalarındaki merak ve yaratıcılığı söndürmüştür. Malumatın internetten kolayca edinildiği dünyada ezber yapmak anlamsızdır. Eğitim reformu adıyla sunulan yapılandırmacılık ise tam bir şaklabanlık. Bütün eğitim çıktılarının önceden hazırlanılan ve zamanla yarışılan test sınavlarıyla ölçüldüğü sistemde eğitim yaklaşımının adı “yapılandırmacılık” değil, “insan kandırmacılık” olmalıdır. Eğitimin amaçlarında, müfredatında ve organizasyonundaki aşırı merkeziyetçilik ve tek tipçilik sürdükçe bu insan kandırmacılık da devam edecek gibidir.
Türk eğitim sistemi öğrenmeyi temin etmediği gibi bir beceri de kazandırmıyor. Yapılan şey, daha sonra kullanılacağını iddia ettiği hazır reçete ve nasihatleri ezberletmektir: “Çocuklar iyi dinleyin, sonra bu bilgiler size çok lazım olacak”tır. Oysa, öğrenmediğimiz bir şeyi yapamayız, yapmadığımız bir şeyi ise öğrenmiş olmayız, ezberleriz. Çağdaş eğitim felsefesine göre öğrenme, hayat oyununa katılan öğrencinin bizzat yapıp yaşayarak kendi irade ve gayreti ile gerçekleştirdiği durumlardır. Yani, yapmayı öğrenmek; malumatın/enformasyonun nasıl yapılandırıldığını öğrenmek; eğitimbilimcilerin sevdiği terimle söylemek gerekirse “öğrenmeyi öğrenmek”.

Köy Enstitüsü Modeli Güncelliğini Kaybetmiştir

Köy Enstitüleri, iki nedenden dolayı çağdaş eğitim sorunlarına çözüm üretemez. Birincisi, Enstitüler, daha çok meslek lisesi ve yüksek okullarda kazanılan el becerileri ve mesleki yeterliğin kazanılmasında etkili olmuştur. Günümüzde herkesin her şeyi bilmesi gerektiği köylerde yaşamıyoruz, aksine her sorunun uzmanlarınca çözüldüğü kentlerde yaşıyoruz. İkincisi, emir komuta düzeni ve komün kültüründe gerçekleşen “yapmak ve yaşamak” günümüz eğitiminden beklenen işlevleri kazandırmıyor.
Sovyetlerde eğitim yaygınlaştırılmış, üniversitelileşme oranı ise çok ileri düzeylere ulaştırılmıştı. Köy Enstitüleri devam etmiş olsaydı, eğitimle ilgili kazanımlar Sovyetlerdekinden daha parlak olmayacaktı. Dünyanın en geniş topraklarına sahip ülkeleri kapitalist toplumların ürettiği buğdaya bağımlı hale gelmiş, teknolojide ise taklitçiliği aşamamıştı. Sovyet insanının bireyselci, yenilikçi ve girişimci olmaması, Köy Enstitülerinin referans aldığı, sosyalist eğitim sistemiyle ilgilidir.
Yaratıcılığı, yenilikçiliği ve demokratikliği ortaya çıkaran öğrenme, içinde bireysel iradenin, tercihin, inisiyatifin, gayret ve teşebbüsün olduğu yapmak ve yaşamakla ilgilidir. Öğrenci bu şekilde yalnızca öğrenmeyi öğrenmez, aynı zamanda demokratik vatandaşlık için gerekli tutum ve davranışları da kazanır. Sovyet eğitimi ise, tutum ve davranış olarak itaat ve uyumu, bilişsel olarak sorgulamadan kabul etmeyi öğretiyor. Sonuçta, Köy Enstitüleri manga disiplinini telkin eden, kutsal devlet bekçiliğine şartlandıran, hakları sorumlulukların yerine getirilmesine bağlayan, hakların üstünü sorumlulukların ise altını çizen bir kültürü belletiyordu. Ve maalesef, bu Sovyetik felsefesinden dolayı Köy Enstitüleri çağdışı kalmış bir eğitim kurumudur.

İshak Torun – Niğde Üniversitesi Eğitim fakültesi

Reklamlar

2 Yanıt to “Miadını dolduran proje: Köy Enstitüleri”

  1. @bdulkadir said

    birilerinin tadı ağzında kalarak ve tutunacak bir dal olarak görmesinden dolayı hasret ve özlemle bu konu gündemde

    yazılanların hepsi doğrudur..verilen fikirler vs
    ancak alınacak tarafı da vardır
    siz kanunlarla açıkça belirlenmiş..çok zeki kabiliyetli insanları en doğru ideallerle vatanperver demokrat ülke ve milleti sevgisiyle dopdolu insanlar yetiştirilebilir

    yani verilen fikirler sakattır yanlıştır
    hayat şartları ne olursa olsun..iğne yapmasından,yoksa yazı tahtası nasıl yapılır..bina nasıl yapılır,boyanıra ..a dan z ye eğitim öğretim teknikleri ile süper insanlar,süper öğretmenler , inançlı ve memlektine hizmet aşkı şefki,manevi değerleri ile yetiştirilirse işin rengi değişir

    bunu da göz ardı etmemek lazım
    nasıl açılan yabancı kolejlerle bir memleketin altına dinamit koydularsa,aynı yöntemle bu gün tam zıddı kolejlerle hayırlı insanlar yetiştiriliyorsa…örneğindeki gibi

  2. Miadını dolduran biri varsa o da bu yazıyı yazan olabilir ancak. kalkıp 1936 da yapılan işleri günümüzde kıyaslamak ne derece doğru bir mantıktır ki..hele bir eğitimci olarak bu görüşlere sahipse vay halimize..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: